Kısa kısa:
* Geçtiğimiz günlerde Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Kuzey Irak'taydı. Görüşmelerin Kuzey Irak'ta bir Kürt Devleti'ni tanımak olarak anlaşılacağı iddiasına Davutoğlu aşağı yukarı "ABD'ye gidince eyalet olan Teksas'a gitmiyor muyuz? O zaman Teksas Devleti'ni mi tanımış oluyoruz?" diyerek Kuzey Irak'ın Irak Federe Devleti'nin bir eyaleti olduğunu hatırlattı. Onur Öymen ise gecikmeden Teksas'ın halihazırda bir askeri gücü olmadığını dolayısıyla bu benzetmenin de geçersiz olduğunu söyledi.
* CHP lideri Baykal'ın Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani ile Irak'ta yapacağı görüşme CHP'nin isteği ile iptal edildi. CHP iptal arzusuna gerekçe olarak Türkiye'nin hassas gündemini ve yanlış anlaşılma kaygısını gösterdi.
* H1N1 aşıları sağlık personeli ve henüz ülkeyi terk etmemiş hacı adaylarına uygulanmaya başladı. Sağlık Bakanı da aşı olurken, bugün -şok edici bir şekilde- Başbakan Erdoğan aşı olmayacağını açıkadı ve muhabirlerin önünde Sağlık Bakanı'nı da "Başbakan ve Cumhurbaşkanı da aşı olacak" açıklaması sebebiyle azarladı.
* Demokratik Açılım(?) tartışmaları TBMM'ye taşınıyor. Görüşmelerin 10 Kasım'da yapılacağı söylenirken CHP'nin Ulu Önder'in ölüm yıldönümü sebebiyle görüşmelerin birkaç gün ertelenmesini istediği belirtildi.
* Mehmet Ali Talat, kendi hayatıyla ilgili bir kitap için verdiği mülakatta Rauf Denktaş ve partisinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni ilan etmek istediği gece ret oyu verdiğini ve oylama KKTC'nin ilanından yana sonuçlanınca oturup ağladığını, bu hamlenin hata olduğunu ve bugün de halen böyle düşündüğünü söylemiş.
Talat bugün itibariyle hala o ilan edilmesine karşı olduğu cumhuriyetin başında, Rum kesimi ile müzakereleri yönetiyor.
açılım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
açılım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3 Kasım 2009 Salı
22 Ekim 2009 Perşembe
İstanbul Barosu'ndan Açıklama

Birkaç gündür ülke gündeminin ilk sırasını işgal eden 34 teröristin teslim olması hadisesi ve sonrasında yaşanan karşılama rezaleti, İstanbul Barosu'nun da bir yazılı açıklamayla fikir bildirmesine sebep oldu.
"Terör örgütü liderinin talimatıyla ülkemize Habur Sınır Kapısı'ndan giriş yapan 34 kişinin girdikleri andan, serbest bırakıldıkları sürece değin yaşananlar, hukuku ve yargı erkini doğrudan ilgilendirdiği için baromuzca bu konuda bir görüş açıklanması zorunlu olmuştur.
Öncelikle belirtilmelidir ki, ulusumuzu oluşturan insanların bir arada ve eşit biçimde kardeşlik duygularıyla huzurlu ve güvenli bir ortamda yaşamlarını sürdürmeleri en büyük dileğimizdir. Bunun sağlanması için ulus bütünlüğümüzü bozmayacak biçimde adımlar atılması son derece önemlidir. Ancak yıllardır ülkemizde terörist faaliyetlerde bulunan örgüt üyelerinin ve yandaşlarının otobüs üzerinden halkı selamlamaya dek varan davranışlarının onaylanması mümkün değildir. Anayasasında hukuk devleti olduğu yazılan bir ülkede hiç kimse terör örgütüne ve yandaşlarına kahraman muamelesi yapamaz, yapmamalıdır.
Burada eleştirilmesi gereken en önemli nokta, Hukukun Üstünlüğü ve Yargı Bağımsızlığı ilkelerinin ihlal edilmiş olmasıdır.
Bu teslim olma-teslim alma şovunda yaşananlar en başta o hukuk devleti kurum ve kurallarını içine sindirmiş ve ona göre yaşam biçimi sürdüren vatandaşlarımıza saygısızlık; kanunlara aykırılık oluşturmuştur. Unutulmamalıdır ki, sınırdan giriş yapan kişiler, yine bu ülkeye, bu hukuk devletine ve bu ülkenin ceza yasası olan TCK'da yer alan etkin pişmanlık düzenlemelerine güvenerek, sınırı geçmişlerdir. Bu gerçek hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir.
Gelen 34 kişinin sorgulanması sürecinde de açıkça hukuka aykırılıklar ve yargı bağımsızlığı ilkelerine gölge düşürecek davranışlar yaşandığı gözlemlenmektedir. Şüphelilerin sınırdan alınıp görevli Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilmeleri gerekirken, Vali Yardımcısı tarafından karşılanıp "Hoş geldiniz" denmesi, kendileri için ayrı bir mahkeme kurulması, talimatla savcı ve hakim görevlendirilmesi, hakim ve savcıların helikopterlerle çadır mahkemelere taşınması ve sorguların burada yapılması, bu savcı ve hakimlerin şüphelilerin suç teşkil eden bazı beyanlarını tutanağa geçirmeyerek ya da bu beyanların kullanılmaması konusunda müdafii avukatlardan ricacı olmaları, normal bir hukuk devletinde yaşanabilecek olay ve olgular değildir.
Salt duvara yazı yazdığı için yıllarca yargılanıp cezaevlerinde tutulan çocuklar gerçeği karşımızda duruyorken, pişman olduklarını beyan etmedikleri halde bu kişilerin TCK'nın 221. maddesinden yararlandırılıp serbest bırakılmaları hukuk devleti ve adil yargılanma ilkeleriyle bağdaştırılamaz. Bu durum doğal hâkim ilkesine de açıkça aykırıdır.
Yaşanan süreç, yargının bağımsızlığını yitirerek, Anayasanın 138. maddesinde yer alan hiç kimsenin mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez hükmüne karşın, yargı yürütmenin denetimindeymiş gibi bir izlenim doğmasına neden olmuştur. Daha iş yargıya intikal etmeden siyasi iktidar temsilcilerinin gelenlerin serbest bırakılacağı yönünde sözler vermesi, adalet üzerindeki yürütmenin açık izlerini göstermektedir.
Yargı kurumlarının görevlerini tam ve bağımsız bir şekilde yerine getirmeleri bir zorunluluktur. Bu zorunluluk yalnızca herkesin kanun önünde eşit olduğunun yazıldığı Anayasa gereği değil, aynı zamanda demokrasiye ve yargıya olan güven ilkesinin de önemli bir koşuludur."
****
Açıklama yeterince açık. DTP seçmenleri ve PKK sempatizanlarının rahatsız edici şölenleri başta halkın büyük bir bölümü olmak üzere iktidar, cumhurbaşkanlığı, muhalefet ve sivil toplum kuruluşları tarafından tepkiyle karşılaştı. Tepkilerin şiddeti ise sahiplerinin açılım yelpazesinin hangi kıvrımında durduklarıyla orantılıydı elbette.
Bu gösteriyi kimse kusura bakmasın "freak show" olarak nitelendirmek yanlış olmaz kanaatindeyim. Zaten Cem Gariboğlu'nun teslim oluşu bile daha plansız kalır bunun yanında. Zorla pişmanlık yasasına dahil edilen, pişmanlık duymayan propagandist örgüt üyeleri gerilla kıyafetleri içinde jiplerle teşrif ettiler. Aksini düşünenlere son iki gündür haber bültenlerinde yayınlanan görüntülere, gazetelere düşen fotoğraflara bakmasını alık veriyorum. Aslında bu karşılama garabeti, Türkiye'nin liberal olduğunu iddia eden ve bu sebeple radikal dincisinden etnik faşistine dek ana akım olmadığı sürece tüm kitlelere gaz veren, destek çıkan yazarları akıllandırmıştır hatta "Şu işe bak, şu olanlara bak, ya biz saflık etmişiz" dedirtir diye düşünmedim değil. Ama hemen geçti bu düşünce. İdrak yolları enfeksiyonu...
Yargının siyasallaşması konusunda özellikle son dört yıldır yoğunlaşmış birçok tartışma var. Bunu barolara ve yeni yasa tasarısı görüşmelerine bırakıp bazı gündem elementlerinin iki yüzlülüğü üzerine bir şeyler söylemek istiyorum.
Bundan birkaç sene evvel iki siyasi parti için kapatma davalarının gündem olduğu günlerde, bir tartışma programı katılımıcısı şuna benzer bir şeyler zikretmişti:
"Adalet ve Kalkınma Partisi için açılan kapatma davası hukuki değildir, yargı siyasallaşmıştır, bu büyük bir tehlikedir."
Buraya kadar tutarsızlık içermediğine inandığım bu yorumun beş dakika ardından ise aynı şahıs şu cümleyi sarf etmişti:
"DTP kesinlikle kapatılmamalıdır, böyle bir dava ve olası kapatma sonucu siyaseten zararlar doğurabilir."
Al buyur, ne oldu siyasallaşan yargının büyük tehlikeleri? İsteyince köktencidemokrat, isteyince özgürlük savaşçısı, istemeyince oyunbozanlık. İşte bu ikircik zihniyetini sağ elimizde tutup sol elimize de bu karşılama olaylarını koyarsak yargının siyasallaşması üzerinden nasıl da ikiyüzlü bir süreç yaşandığını dikkatle görebiliriz.
İstanbul Barosu diyor ki, tutuklanıp ifadeleri alınması gereken kişileri vali yardımcısı karşılıyor, helikopterler tutuluyor seyyar mahkemeler kuruluyor. DTP lideri Türk, ki kendisinin partisine nazaran daha aklıselim olduğuna inananlardanım, diyor ki; "Türkiye bu sorunu (teröristlerin tutuklanması ihtimali) çözmelidir."
Ama belli ki yargıyla, hukukla değil, siyaseten çözmeliymiş. Ya sonra, iki gün sonra yine bu insanlar yargının siyasallaştığını iddia etmeyecekler mi? Yoksa geçerli mantık "Yargı hep size siyasallaştı biraz da bize siyasallaşsın!" mıdır?
Bugün teslim olan teröristler kalkıp "Bizi meclise götürün açıklamalar ve görüşmeler yapacağız!" deme cüretini gösteriyorsa bunun sorumlusu kimdir?
Ya da biri ülkenin en önemli davalarından birinde içeride bulunan ve belki de içlerinde gerçek suçluları da barındıran bir süreç hakkında bu kötüyü kıyas olarak kabul ederse kimin verecek cevabı, sağlam zemini kalır?
Şimdi Avrupa'dan bir avuç PKK mensubu daha geliyormuş, PKK Almanya'dan törenle uğurlayacakmış, muhtemeldir ki burda da yeni bir panayırla karşılanırlar. Onların güzergahı da belli.
Bu yüzden benden tavsiye, Almanya'dan falan siparişi olan varsa bunlara versin, 2-3 litre sınıfına takılıp viski getiremeyen falan varsa bunlar tonla getirir.
Zannetmiyorum ki havalimanında senin benim gibi üstleri aransın.
"Pasaport Kanunu'na muhalefet, teröristlerin kahraman gibi karşılanması ya da bu yerel yönetim organizasyonlu zılgıtlar ufak detaylardır efendim takılmayınız." deniyor. Peki takılmayalım madem.
21 Ekim 2009 Çarşamba
"Yeni Gruplar Yolda"
Bugünkü manşetimiz Cumhuriyet'ten. Taraf'ın "Biji Tayyip Erdoğan" manşetini ise pek ilginçti. İçişleri Bakanı Beşir Atalay yaptığı açıklamada bir grup PKK mensubunun daha ülkeye dönerek teslim olacağı sinyallerini verdi. Grubun 150 kişi civarında olacağı da söylentiler arasında. Dün yaşanan terör örgütü şovundan rahatsızlığını belirten Başbakan Erdoğan, gövde gösterisine dönüşecek olayların açılma zarar vereceğinden bahsetti. MHP Lideri Bahçeli ise "Gelenler hac kafilesi değil." diyerek gösterilere tepkisini ortaya koydu. DTP ise Diyarbakır'da yapacağı mitingi iptal edeceği söylenmesine rağmen mitingi gerçekleştirdi ancak seçmenlerine sağduyu ve sürece destek olma çağrısı yaptı. Ne kadar gerçekleşir bekleyip göreceğiz.
"Kriz bitti mi?" "Emtia ne olur?""Altın fiyatları sekiz kat artar mı yoksa 800 dolar civarında mı kalır?" tartışıladursun, benzin fiyatları zamlandı. Benzinde son onbeş ayın en yüksek fiyatları geçerli olacak.
Bugünün bir diğer gelişmesi de ayrıca Ermenistan ile imzalanan protokollerin de TBMM Başkanlığı'na ulaşmasıydı. İlerleyen günlerde protokollerden bahsedeceğim.
Son olarak üç futbol takımımız bu akşam ve yarın akşam Avrupa sınavlarına çıkıyorlar, maçlar Star TV ve D-Smart'ta. Avrupa Ligi karşılaşmasında Galatasaray'a başarılar dileyerek yazıyı sonlandırıyorum.
"Kriz bitti mi?" "Emtia ne olur?""Altın fiyatları sekiz kat artar mı yoksa 800 dolar civarında mı kalır?" tartışıladursun, benzin fiyatları zamlandı. Benzinde son onbeş ayın en yüksek fiyatları geçerli olacak.
Bugünün bir diğer gelişmesi de ayrıca Ermenistan ile imzalanan protokollerin de TBMM Başkanlığı'na ulaşmasıydı. İlerleyen günlerde protokollerden bahsedeceğim.
Son olarak üç futbol takımımız bu akşam ve yarın akşam Avrupa sınavlarına çıkıyorlar, maçlar Star TV ve D-Smart'ta. Avrupa Ligi karşılaşmasında Galatasaray'a başarılar dileyerek yazıyı sonlandırıyorum.
20 Ekim 2009 Salı
"Test Dönüşü"

Günün en önemli iki gelişmesinden ilkini konu edeceğim önce. Haber, sekiz PKK militanı ile yirmialtı mültecinin Habur Sınır Kapısı üzerinden Türkiye'ye girişi... Medyadaki en etkileyici tabir bence Hürriyet'in TEST DÖNÜŞÜ manşetiydi, bu sebeple ben de başlığı böyle seçtim.
Bilindiği üzere 34 kişi Kandil ve Mahmur'dan lüks ciplerle Habur sınırına geldi, binlerce DTP'li tarafından coşkuyla karşılandı. Özel yetkili savcıların sorguları ardından Etkin Pişmanlık Yasası'ndan faydalanmak istemeyen terör örgütü mensupları seyyar mahkemece verilen kararla serbest bırakıldılar. Daha sonra DTP yetkililerinin açıklamaları, otobüs üzerinden çiçek atan grup için yapılan şölenler birbirini izledi.
Türk medyası bu hususta ikiye ayrılmış durumda. Elbette olaya PKK gözlüğüyle bakan ya da çok kayıtsız kalan uç medya organlarından bahsetmiyoruz. İktidara yakın addedilen gazeteler bu gelişmeyi "Eve Dönüş Bayramı", "Açılıma Dağ Dayanmaz", "Cumhuriyetin Barış Milâdı" gibi cümlelerle manşetlere taşırken bir zamanlar "Avrupa Birliği'ne Girdik" diye gündüz gözüyle havai fişek atılan günleri, özel ilk sayfalarla basılan gazetelerin heyecanını andırıyordu. İktidara karşı olduğu söylenen gazeteler ise olayı "PKK'liler geldi", "Nereden Nereye" gibi orta yollu manşetlerden "Türkiye Şaşkın", "Yazıklar Olsun" gibi köşeli manşetlere kadar geniş bir tepki aralığıyla duyurdular. Bazı gazetelerin, gelen grubun pişmanlık yasasından faydalanacakları iddiası ile doğru değildi.
Siyasilerin geneli pozitif ama temkinli bir duruş sergilemekle beraber, DTP milletvekilleri teslim olan grubu barış elçileri olarak nitelediler. Böyle bir durumda uzlaşı zaten mümkün değil.
PEKİ OKUR YAZAR ADAM NE DÜŞÜNÜYOR?
Şu aralar yakalanmamak ama teslim olmak moda malum. Cinayet ya da örgüt üyeliği fark etmiyor. Dağdan inen ekibin PKK'nın çözülmesi ile ilgili olduğunu düşünmek saflık olur. Zaten teslim olan grup da Öcalan'ın çağrısı/talimatı üzerine "düz ova"ya indiklerini söylüyorlar. Kaçışsız çözülme olmaz. DTP'nin barış elçileri olarak nitelendirdiği bu grubu ben posta güvercinleri olarak nitelendiriyorum. Zira terör örgütünden bir mesaj ayaklarına bağlanmış halde penceremize kondular.
Sınır kapısından giriş yapan grubu karşılarken halaylar çeken, grubun karanfiller fırlattığı, PKK lehine sloganlar atan kitle durumu aleni bir zafer propagandasına dönüştürmüş durumdaydı. Ancak DTP yetkilileri bunun bir barış ümidi coşkusu olduğunu söylüyor. Hassasiyetlerin dikkate alınmadığı bir noktada bu trajikomik. Özellikle bölgede bu olay ardından yaşanan zafer işaretli, Apo sloganlı curcunalar, ülkenin sabrının sınanmasından başka bir şey değil.
Teslim olan grup Türk yargısı tarafından serbest bırakıldı. Okuduğum kadarıyla beş kişilik bir grup Öcalan'ı övmeyi sorgu tutanaklarına aksettirmek istediğinden (durumu anlatmaya yetiyor aslında) ufak çapta bir kriz yaşansa da, ne grubun sıfatı ne de pasaport yasasının ihlali de tutukluluğa yol açmadı. Bu güvenlik güçlerine taşlarla saldırıp yirmi yıla yakın cezalar alan terör örgütü sempatizanlarını taş atmak yerine dağa çıkıp sonra sınırdan girmeye iter mi zaman gösterir, bir nevi by-pass. Bu da oyun böyle oynanacaksa yasal düzenlemeler yapılmadan yaşanacak bu gibi durumların toplumda sıkıntı yaratacağı gerçeğini hatırlatıyor.
Abdullah Öcalan'ın talimatıyla bir grup PKK mensubunun davul zurna eşliğinde teslim olması ve ardından serbest kalması bana Türkiye'nin geleceği adına fazladan bir umut vermiyor açıkçası, umut falan aşıladığını da düşünmüyorum. Bu zemini PKK'ya daha fazla kaydırabilir ne yazık ki. Bu gibi olaylardan ziyade, arkalarından gelen tepkiler, yaşanan piyesler daha önemli bence. Açılım sürecini de bu tepkiler, hassasiyetler ve bunların doğuracağı yeni propaganda cepheleri sağa sola çekiştirip duracaktır. Benimse bunu bir bayram ya da milât olarak görmediğim kesin.
PEKİ YA SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
